ABD’nin şeytan gazabı
Şeytanın sayısı 666’dır derler. Oysa
Hollywood, sinema sinema olalı pek çok film çevirttiği şeytanın gerçek yüzünü,
9 Ağustos 1969’da, yani bir 6’ya karşın
üç 9’un bir araya geldiği gün gördü.
O gün, Hollywood’un merkezi Beverly Hills’teki bir villada beş kişinin dehşet filmini aratmayan görüntülerle parçalanmış cesetleri bulundu. İçlerinden biri, Amerikan sinemasının yeni idolü, çok güzel bir kadın olan Sharon Tate sekiz aylık hamileydi ve bir göğsü kesilmiş, karnı deşilmiş, taşıdığı bebek de aynı vahşetle katledilmişti.
Polis, kurbanlara rêva görülen işkence biçimine ve duvara kanlarıyla yazılan “Domuz” sözcüğüne bakarak katillerin bir tarikat üyesi olup, beş cinayeti belli bir ritüele göre işledikleri sonucuna vardı.
Dünya kamuoyu cinayet işleyen “satanist tarikat” gerçeğiyle ilk kez karşı karşıya geliyordu. Bir süre sonra yakalanan katiller, Beverly Hills’ten sonra başka cinayetler de işlemiş ve zaten şeytana taptıklarını, törenle öldürdükleri insanların kanlarını içtiklerini falan da gizlemiyorlardı.
***
Raslantı mı demek gerekir, yoksa kader mi, karar veremiyorum, işe bakınız ki satanist katil çetesinin hedef aldığı evin sahibesi ve bir numaralı kurban Sharon Tate, henüz 21 yaşında başladığı sinemada, birbiri ardına çevirdiği iki “şeytani” filme borçluydu ününü... Şöhret basamaklarını 1966’da “Şeytan’ın Gözü” ile tırmanmaya başlamış, 1967’de çevirdiği “Vampirler Balosu” nda da aşkı bulmuştu.
Sharon Tate, çekim sırasında tanıştığı filmin yönetmeni Roman Polanski’yle dillere destan bir evlilik yapmakta gecikmemiş, bizzat “aşk evi” adını verdiği villada öldürüldüğünde Polanski’den hamileydi.
İşe bakınız ki, Sharon Tate nasıl “şeytani” filmlerde oynayarak ünlendiyse, yönetmen Roman Polanski’nin de “Vampirler Balosu”ndan sonra çevirdiği film, aynı türün başyapıtı sayılan “Rosemary’s Baby” idi...
Roman Polanski’nin başrolde Sharon Tate’i oynatmak isteyip yapımcının baskısıyla Mia Farrow’la çalışmak zorunda kaldığı bu film, adeta gerçekte kendi ailesinin başına geleceklerin kehaneti ve satanist bir tarikatın kurban seçtiği hamile kadının, şeytana “taşıyıcı analık” yaptığını anlamasıyla gelişen bir dehşet kurgusuydu.
***
ABD’deki magazin medyası, Polanski’nin çevirdiği filmle, eşi Sharon Tate’in kurban gittiği satanist katliam arasında ilişki kurmakta gecikmedi. Polonya asıllı Polanski, gerek yaşamı, gerekse sinema anlayışıyla Amerikan klişelerinin öylesine dışına çıkıyordu ki, cinayet sırasında Londra’da olduğu kanıtlanmasa, kendisini katliamın planlayıcısı satanist ilan etmek için yanıp tutuşanların sayısı az değildi.
Oysa eşini ve çocuğunu kurban verdiği seri cinayet ile Rosemary’nin Bebeği filminin gerçekten bir ilgisi vardı, ama aranan yerde değil: Roman Polanski, bu filmde romanın ve senaryonun ötesine geçip, satanistlerin yüzyıllardan beri gizli tuttukları “kod”ları deşifre etmiş, bilinmemesi gereken ritüelleri açıklamıştı.
Üç kişilik satanist çetenin azmettirici elebaşı Charles Manson’un mahkemede söylediği, “Şeytan benim, onun işini görmek için buradayım,” sözü de zaten bu bağlantıyı kuruyordu. Bazı gazetecilerin yorumuna göre, akla tarikatın aslında Roman Polanski’yi cezalandırmak için evini bastığı ve yokluğunda, Sharon Tate ile arkadaşlarını öldürmüş olabileceği geliyordu.
***
Güzel Sharon, âşık olduğu Polanski’nin filmi yüzünden mi öldürüldü, bilinmez.
Kesin olan, şeytana dair kurgular üretmenin oyuncu Tate ve yönetmen Polanski çiftine hiç mi hiç uğur getirmediği...
Hatta Roman Polanski açısından, uğursuzluğun sürdüğü bir gerçek. Muhafazakâr ABD, çok parlak bir sinemacı olmasına karşın gizli ya da açık göndermelerle eşinin ölümünden sorumlu tuttuğu Roman Polanski’nin, Sharon Tate’in öldürülmesinden sadece üç ay sonra sarışın bir dilberle boy göstermesini hiç mi hiç sindiremedi.
76 yaşındaki ünlü yönetmenin 32 yıl sonra tutuklanmasına gerekçe gösterilen tecavüz olayı, Polanski’yi bir çocuğa tecavüzden öte, gizli ya da açık “fikir babası” olmakla suçlandığı satanist katliam ve Sharon Tate’in anısına saygısızlıktan cezalandırmak amacını taşıyor. ABD’nin gazabı, şeytanın gazabı olmasın sakın?
KAYNAK: http://haber.gazetevatan.com/haberd...29.09.2009&Newsid=261631&Categoryid=4&wid=122
Şeytanın sayısı 666’dır derler. Oysa
Hollywood, sinema sinema olalı pek çok film çevirttiği şeytanın gerçek yüzünü,
9 Ağustos 1969’da, yani bir 6’ya karşın
üç 9’un bir araya geldiği gün gördü.
O gün, Hollywood’un merkezi Beverly Hills’teki bir villada beş kişinin dehşet filmini aratmayan görüntülerle parçalanmış cesetleri bulundu. İçlerinden biri, Amerikan sinemasının yeni idolü, çok güzel bir kadın olan Sharon Tate sekiz aylık hamileydi ve bir göğsü kesilmiş, karnı deşilmiş, taşıdığı bebek de aynı vahşetle katledilmişti.
Polis, kurbanlara rêva görülen işkence biçimine ve duvara kanlarıyla yazılan “Domuz” sözcüğüne bakarak katillerin bir tarikat üyesi olup, beş cinayeti belli bir ritüele göre işledikleri sonucuna vardı.
Dünya kamuoyu cinayet işleyen “satanist tarikat” gerçeğiyle ilk kez karşı karşıya geliyordu. Bir süre sonra yakalanan katiller, Beverly Hills’ten sonra başka cinayetler de işlemiş ve zaten şeytana taptıklarını, törenle öldürdükleri insanların kanlarını içtiklerini falan da gizlemiyorlardı.
***
Raslantı mı demek gerekir, yoksa kader mi, karar veremiyorum, işe bakınız ki satanist katil çetesinin hedef aldığı evin sahibesi ve bir numaralı kurban Sharon Tate, henüz 21 yaşında başladığı sinemada, birbiri ardına çevirdiği iki “şeytani” filme borçluydu ününü... Şöhret basamaklarını 1966’da “Şeytan’ın Gözü” ile tırmanmaya başlamış, 1967’de çevirdiği “Vampirler Balosu” nda da aşkı bulmuştu.
Sharon Tate, çekim sırasında tanıştığı filmin yönetmeni Roman Polanski’yle dillere destan bir evlilik yapmakta gecikmemiş, bizzat “aşk evi” adını verdiği villada öldürüldüğünde Polanski’den hamileydi.
İşe bakınız ki, Sharon Tate nasıl “şeytani” filmlerde oynayarak ünlendiyse, yönetmen Roman Polanski’nin de “Vampirler Balosu”ndan sonra çevirdiği film, aynı türün başyapıtı sayılan “Rosemary’s Baby” idi...
Roman Polanski’nin başrolde Sharon Tate’i oynatmak isteyip yapımcının baskısıyla Mia Farrow’la çalışmak zorunda kaldığı bu film, adeta gerçekte kendi ailesinin başına geleceklerin kehaneti ve satanist bir tarikatın kurban seçtiği hamile kadının, şeytana “taşıyıcı analık” yaptığını anlamasıyla gelişen bir dehşet kurgusuydu.
***
ABD’deki magazin medyası, Polanski’nin çevirdiği filmle, eşi Sharon Tate’in kurban gittiği satanist katliam arasında ilişki kurmakta gecikmedi. Polonya asıllı Polanski, gerek yaşamı, gerekse sinema anlayışıyla Amerikan klişelerinin öylesine dışına çıkıyordu ki, cinayet sırasında Londra’da olduğu kanıtlanmasa, kendisini katliamın planlayıcısı satanist ilan etmek için yanıp tutuşanların sayısı az değildi.
Oysa eşini ve çocuğunu kurban verdiği seri cinayet ile Rosemary’nin Bebeği filminin gerçekten bir ilgisi vardı, ama aranan yerde değil: Roman Polanski, bu filmde romanın ve senaryonun ötesine geçip, satanistlerin yüzyıllardan beri gizli tuttukları “kod”ları deşifre etmiş, bilinmemesi gereken ritüelleri açıklamıştı.
Üç kişilik satanist çetenin azmettirici elebaşı Charles Manson’un mahkemede söylediği, “Şeytan benim, onun işini görmek için buradayım,” sözü de zaten bu bağlantıyı kuruyordu. Bazı gazetecilerin yorumuna göre, akla tarikatın aslında Roman Polanski’yi cezalandırmak için evini bastığı ve yokluğunda, Sharon Tate ile arkadaşlarını öldürmüş olabileceği geliyordu.
***
Güzel Sharon, âşık olduğu Polanski’nin filmi yüzünden mi öldürüldü, bilinmez.
Kesin olan, şeytana dair kurgular üretmenin oyuncu Tate ve yönetmen Polanski çiftine hiç mi hiç uğur getirmediği...
Hatta Roman Polanski açısından, uğursuzluğun sürdüğü bir gerçek. Muhafazakâr ABD, çok parlak bir sinemacı olmasına karşın gizli ya da açık göndermelerle eşinin ölümünden sorumlu tuttuğu Roman Polanski’nin, Sharon Tate’in öldürülmesinden sadece üç ay sonra sarışın bir dilberle boy göstermesini hiç mi hiç sindiremedi.
76 yaşındaki ünlü yönetmenin 32 yıl sonra tutuklanmasına gerekçe gösterilen tecavüz olayı, Polanski’yi bir çocuğa tecavüzden öte, gizli ya da açık “fikir babası” olmakla suçlandığı satanist katliam ve Sharon Tate’in anısına saygısızlıktan cezalandırmak amacını taşıyor. ABD’nin gazabı, şeytanın gazabı olmasın sakın?
KAYNAK: http://haber.gazetevatan.com/haberd...29.09.2009&Newsid=261631&Categoryid=4&wid=122