ATATÜRK'ü sevmek suç oldu bu ülkede

Albayrak

Can Feda
Altın Üye
Katılım
23 May 2007
Mesajlar
4,439
Reaction score
0
Puanları
0
Konum
Aydınlığın karanlıkla savaşından...
YÖK İKİ İSMİ DE ÇİZMİŞTİ
Yasa gereği iki dönemden fazla rektör olamayan Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Yurtkuran ile Dicle Üniversitesi Rektörü Fikri Canoruç'un eşlerini aday göstermeleri tartışmalara ve 'hanedan' suçlamalarına neden olmuştu.
Rektör atamaları aday listelerinde yer alan ve 'eş durumundan' seçildikleri gerekçesiyle eleştirilen iki isim YÖK tarafından çizildi.

8 senedir rektörlüğü yürüten Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran ve eşi Merih Yurtkuran Pazar Vatan'dan TUĞRUL TUNALIGİL'e röportaj verdi. İşte o röportajdan önemli ayrıntılar:

Neden isminiz çizildi?
Merih Y.: “Çizilme” hoş bir deyim değil... Bana hiçbir gerekçe sunmadılar. Bir gerekçe bildirmeleri gerekiyordu. Doçentlik sınavına girdiğinizde derler ki, yayınlarınız ikna edici değil, ya da sözlü sınavınız başarısız. Diğer sınav kriterleri bu kadar düzenliyken, Türkiye’nin en üst düzeyindeki eğitim kurumlarının başına getirilecek rektörü YÖK’ün neye göre seçtiği belli değil. Bunun hiçbir kritere dayanmadan yapılması son derece utanç verici.

Peki YÖK Başkanı veya üyelerine gerekçeyi sordunuz mu?
Merih Y.: Telefonlarını bile açmadılar. Biz bu kadar suçlu insanlar mıyız? Benim hakkımda dosya mı gitmiş? Bugüne kadar hayatımda girdiğim bütün sınavları kazandım. Bir tek bu sınavı kaybettim. Bu da tam anlamıyla sınav sayılmaz.

YÖK’ün kriteri yok dediniz... Peki ya eş kriteri?
Merih Y.: Bana çok komik geliyor. Bu kriteri de basından duydum. “Eş kriteri” ne demek? Ben hem ayrı bir profesörüm, hem de ayrı bir başhekimim. Eğer eş kriteri geçerliyse, beni başhekimlikten de alın, anabilim dalı başkanlığından da... Sonuçta, “eş” olarak görülüyorsam, o zaman profesör de olmayayım. Nasıl bir bilimsel yaklaşım bu? O zaman bütün eşleri atalım. Üniversitede birbirlerine yardım etmesinler veya aynı üniversitede çalışmasınlar. Bana “Sen eş durumundan dolayı rektör olursun ama eşinin sözünden çıkıp kararlar alamazsın” diyorlar.

“Hanedanlık” benzetmeleri de yapılıyor...
Merih Y.: Hanedanlık nasıl olabilir? Siz seçimle geliyorsunuz. Eşinizin görevi bitiyor, başka yere gidiyor. Hanedan, birisinin unvanını başkasına vermektir. Burada öğretim üyeleri kapalı oyla bizim rektör olup olmamıza karar veriyorlar. Ama YÖK’e göre onların oyu da önemli değil, puanları da...

YÖK’ten geçseydiniz, Cumhurbaşkanı Gül sizi atar mıydı?
Merih Y.: Atamayı yapacağına inanıyordum. Köşk’ten dönse bu kadar üzülmezdim. Ama durum farklı. YÖK olarak Merih Hoca’nın üstünü çizebilirsiniz. Ama aynı anda, ona verilmiş 256 oyun da üstünü çizmiş oluyorsunuz. YÖK benimle hiçbir bağlantı kurmadı. Sanki “cüzzamlıyız” gibi bir hava yaratıldı.

Dicle Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Fikri Canoruç’un eşi Naime Canoruç da en yüksek oyu aldığı halde liste dışı kaldı. YÖK, kendisine “Eşiniz üniversitede 2. dönem rektörlüğünü yapıyor. Bu nedenle eşinizden sonra sizin rektör olmanız etik olmayacaktır” demiş...

Merih Y: Bize böyle bir açıklama da yapılmadı. Hangi etik bu? Bu bir seçim. İnsan hakları ve eşitlik ilkesi vardır. Bence çok anti-demokratik, şeffaf olmayan ve onur kırıcı bir davranış. Sadece biz zan altında kalmadık. Ben YÖK üyelerinin de zan altında kaldığını düşünüyorum.

Kararın siyasi olduğuna inanmak istiyorum
Peki kararın siyasi olduğunu düşünüyor musunuz?
Mustafa Y.: Bunu başka şekilde yorumlayamayız. Eğer 80 yıllık Türkiye Cumhuriyeti, 3 defa uzman olmuş, 2 dalda doçentliği bulunan, profesör unvanını almış, 20 senedir üniversitede yöneticilik yapan birini, “Senin kocan daha önce rektörlük yaptı” diye atamıyorsa, bu demokratik bir felakettir. Eş durumundan yapıldıysa, bu kadını ikinci sınıf vatandaş görmenin Profesörcesi’dir. Eğer YÖK, kadını evinde oturup yemek hazırlayan, çocuk büyüten bir varlık olarak görmek istiyorsa, biz 80 yıldır hiçbir yol almamışız. Bunun T.C. devletinin prensipleriyle, demokrasiyle, insan ve kadın haklarıyla uzaktan ve yakından ilişkisi yoktur. Bu anlayış olsa olsa, Suudi Arabistan’da olur, Sudan’da olur. O yüzden yüreğimi biraz rahatlatması için “İnşallah siyasidir” diyorum.

Sizce kadın yönetici adaylarına bir darbe girişimimidir bu olay?
Merih Y.: Kesinlikle, bana yapılan kadın rektör adaylarına darbe girişimidir. Bir ürkütmedir.
Mustafa Y.: Tersi olsa ne diyeceklerdi? Sen çok kılıbık bir adamsın, karının sözünden çıkmazsın, bu yüzden seni atamıyoruz mu diyeceklerdi? O zaman kadınların profesörlüklerini iptal edelim.

Rektörlüğünüz sırasında, şu anki YÖK başkanının mektubuna rağmen “türbanlı öğrencileri” üniversiteye almamanız, eşinizin liste dışı kalmasına yol açmış olabilir mi?
Mustafa Y.: Türban meselesinde, bizim haklı olduğumuz ortaya çıkmıştır. Türban YÖK başkanının emri ile serbest bırakılacak bir olay değil. Ortada Anayasa Mahkemesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin aldığı kararlar var. Bunlar ortada dururken, birinin verdiği emri uygulamak bizim için geçerli olamaz. Biz o zaman da “Gidilen yol, yol değildir” dedik.


Üye olduğunuz dernekler arasında, üyelerinden birkaçının Ergenekon suçlamasıyla cezaevinde olduğu Atatürkçü Düşünce Derneği’nin olması, bu tercihte etkili olmuş olabilir mi?
Merih Y.: Derneğe 1993’te üye oldum. Bu eski ve sivil bir dernek. Şimdi zan altında olabilir ama orada pırıl pırıl öğretmenler de vardır. Ben orada yönetim kurulu üyesi değilim ama o derneğin üyesi olmaktan da onur duyarım.
Mustafa Y.: Türkiye Cumhuriyeti’nde bu derneğe üye olmak ya da Atatürkçü olmak suç haline geldiyse bizim işimiz bitmiş. Vazgeçtik o zaman rektörlükten falan, biz neyi tartışıyoruz?
Merih Y.: Türkiye’de olanlar ortada, bütün bir zincirin halkları. Bunun dışında kalamayız. Genel bir “yıldırma harekatı” uygulanıyor. Biz de bu yıldırma harekatının parçalarıyız. Bugün basında çok değerli 2 kalem yazamıyorsa, bu da aynı harekatın parçası...

En son haber
 
Geri
Üst