Biz kovduk onlar alkışladı

mehmetünlü

New member
HH Üyesi
Katılım
18 Ara 2006
Mesajlar
12,137
Reaction score
0
Puanları
0
Avrupa'nın ilk türbanlı vekili seçildi. Yemin töreninde ne olacak diye merak edildi. Akıllara Merve Kavakçı olayı geldi ama manzara orada çok başkaydı.

9r0e9f.jpg


Avrupa'nın ilk türbanlı milletvekili seçilen Mahinur Özdemir, Belçika Parlamentosu'nda saat 17'yi gösterirken yemin etmek için kürsüye çıktı... Salondan yükselen alkış sesleri arasında yeminini yaptı.

Bu görüntü akıllara TBMM'de yaşanan Merve Kavakçı olayını gündeme getirdi. Türkiye meclisi Merve Kavakçı'yı türbanlı diye kapı dışarı etmişti. Belçika'dan gelen bu görüntü, işte Avrupalı farkı dedirtti...


Aslında Brüksel parlamentosundaki yemin töreni de sancısız geçmedi. Orada da tören öncesi türban tartışmaları yaşandı. Ama Valon Liberaller Partisi'nin engelleme çalışmalarına karşın Mahinur Özdemir, türbanıyla Meclis'e girdi.

26 yaşındaki türbanlı Türk en genç vekil sıfatıyla katip üyelik koltuğunda da yer aldı. Özdemir, kendi adını okuyarak ardından milletvekilliği yeminini etti. Özdemir, yemini sırasında parlamentodan büyük alkış topladı. Böylece bir anlamda Belçika Parlamentosu'nun da onayıyla resmen AB'nin ilk türbanlı milletvekili oldu. Özdemir, parlamentodaki diğer partilerden, özellikle Yeşiller'den büyük destek aldı.


2zgg4e9.jpg


wup1yc.jpg


2aaex09.jpg


MERVE KAVAKÇI TBMM'DEN KOVULMUŞTU

Tarih 2 Mayıs 1999... Fazilet Partisi'nden milletvekili seçilen Merve Kavakçı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kıyametler kopmasına neden olmuştu. Mesele türbanlı olmasıydı ve o şekilde yemin etmek istemesiydi.

2rneh5e.jpg


Günler öncesinden başlayan ateşli türban tartışmaları o gün doruk noktaya tırmanmıştı. FP'den milletvekili seçilen Nazlı Ilıcak o gün Merve Kavakçı'nın en büyük destekçisiydi.

qozxwm.jpg


Merve Kavakçı'nın vekil sıralarına oturması ile birlikte genel kurul salonu altüst olmuştu. Laf atmalar, sataşmalar doruk noktadaydı. Nazlı Ilıcak'ın bu hareketi de yaşananların özetiydi.

v7a0sy.jpg


BİZİM VEKİLLER DE ALKIŞLAMIŞTI AMA...

Evet aynen öyle... O gün TBMM'deki bizim vekillerimizde Brüksel'de türbanlı vekili alkışlayan Belçikalı vekiller gibi alkış tufanı başlatmışlardı. Ama bir fark vardı ki o gün TBMM'deki alkışlar bir protestoydu... Ön saflara da Merve Kavakçı'nın hemcinsleri olan kadın vekiller itiliyordu...

22jdiv.jpg


O GÜN KAZANAN ŞEKİLCİLİK OLDU

Türkiye bir sınav verdi o gün ama bu sınavdan sınıfta kaldı. Demokrasi ve laiklik adına ileri değil, geriye doğru bir adım atıldı. Bir Türk kadını dini inancı gereği örtündüğü için halkın meclisinden kovuldu.

2vuy7av.jpg


BİZ DE ALKIŞLASAK NE OLURDU?

Brüksel'deki gibi o gün bizim vekillerimiz de Merve Kavakçı'yı alkışlasa, yemin etmesine izin verse ne olurdu? Türkiye'ye şeriat mı gelirdi, yoksa meşhur korkumuzla, "Türkiye İran mı olurdu?" Yoksa bugün hala çözemediğimiz türban kördüğümü o gün çözülmüş mü olurdu... Yorum sizin...

k03ngg.jpg


KAYNAK
 
bizim ülkemiz laik ..Hiç olur mu ??
 
eyvah battı gitti yıkıldı (yıkılası) avrupa.
 
Türkiyede Başını Kapatan Sakal Bırakan Agzindan "Allah" kelimesi eksik olmayan ve ust duzey yonetici olanların (genelimi desem hepsimi desem bilemedim ben yinede geneli diyeyim belki icinde hakkaten ii insanlar vardır) geneli din arkasına saklanıp yurdum insanının iligini kemigini kurutan kisiler. avrupada boyle değillerdir Adamların yasam standartları yuksek zaten neden gerek duysunki amannn siyasete girmeyi sevmem konusturdunuz beni ufff.
 
Bizde de siyasi simge olmaktan çıksa türban tamam girer TBMM ye ama bazıları dinin gereği için takılması gerektiğini bilmiyo(!). önce bu idrak edilsin
 
Türkiyede Başını Kapatan Sakal Bırakan Agzindan "Allah" kelimesi eksik olmayan ve ust duzey yonetici olanların (genelimi desem hepsimi desem bilemedim ben yinede geneli diyeyim belki icinde hakkaten ii insanlar vardır) geneli din arkasına saklanıp yurdum insanının iligini kemigini kurutan kisiler. avrupada boyle değillerdir Adamların yasam standartları yuksek zaten neden gerek duysunki amannn siyasete girmeyi sevmem konusturdunuz beni ufff.

Bence sen geneli deyip kestirip atma.Bu zamana kadar böyle saplantılı düşünceler yüzünden zaten bulunduğumuz yerden bir adım dahi ilerleyememişizdir.Olaylara biraz daha yapıcı,hoşgörülü ve öngörüsüz olarak bakmayı becerebilirsek o zaman biraz aşama kaydederiz diye düşünüyorum:goz:
 
Belçika...Asla şeriat tehlikesi olmayan hıristiyan temelli bir ülke.....İslamcı bir partinin alacağı oy.....konuşmaya gerek bile yok...ya Türkiye...kaş ile göz arasında şeriat sistemi ile yönetilen bir devlet olabilirmi? evet olabilir...İran örneğinde olduğu gibi.....alooo Akıllı olalım Belçika bize örnek olamaz....burda türbana ve fundamentalist islama açık verilemez, Atatürk Türkiyesi burası...

okuyunda ibret alın.....



İran'lı bir gazeteci İran İslam devriminin nasıl gerçekleştiğini anlatıyor.
Benim adım Bahman Nirumand. İranlı bir gazeteci-yazarım. Şah'ın devrilmesinde aktif rol oynayanlardanım.
Ve aynı zamanda mollaların, demokrasi ve özgürlük getireceğine inanan milyonlarca solcu, demokrat, liberal ve milliyetçi insandan biriyim.
Evet, Humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize. Demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak, kadınlara eşit haklar verilecek, giyim serbest olacaktı.
Şah'ı devirdikten sonra mollaların camiye geri döneceklerinden emindik. Devleti yönetecek durumda olduklarına inanmıyorduk.Yanıldık. Kitaplardan ezberlediğimiz cümleleri, içi boş kavramları birbirimize söyleyip duruyorduk.

ÜZERİNDE DURMADIK
Her şey 14 Ocak 1979 tarihinde değişti. Şah, İran"ı terk etti. Ardından İran tarihinin en büyük yürüyüşü Tahran"da yapıldı. Sansür, yasak yoktu, istediğimiz gibi bağırıyorduk.
Fakat mitingde ilk dikkatimi çeken, kim liberal Musaddık ya da solcu şehitlerin resimlerini taşıyor ise mollalarca dövülüyordu.
Pek üzerinde durmadık bu olayın, "Hele bir kurtlarını döksünler, sonra sakinleşirler" diye düşündük.
Ertesi gün gazetede, bir hırsızın genç mollalar tarafından yakalanıp, adına "İslam Mahkemesi" denilen bir mahalli heyet tarafından 35 kamçı cezasına çaptırıldığı haberini okuduk. Haberi ciddiye almadık; "Üç beş sapsızın işi" dedik.
Bu arada bira-şarap fabrikalarının yakılması, sinemaların tahrip edilip filmlerin sokaklara atılması gibi olayların üzerinde hiç durmadık. "Ufak tefek şeylerin" toplumun demokrasi ve ulusal bağımsızlık yolundaki çabaları etkilemesini istemiyorduk.
Biz bunları söylerken, mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda olamayacakları; birlikte spor yapamayacakları gibi gerici kararlar ardı ardına alınmaya başlandı.
"Müslüman kadınların yanında ******ların yeri yoktur" denilerek kadınlara örtünme zorunluluğu getirildi. Özellikle üniversitelerde bu yüzden çatışmalar çıktı.
Bu çatışmalardan rahatsız olduk; kadın sorununun güncelleşip ön plana geçmesini istemiyorduk! "Asıl mücadele, emperyalizme ve kapitalizme karşı verilmelidir" diyorduk. Kadın sorunu bir yan çelişkiydi, ana çelişki sömürüydü. Kadının giyim sorunu, emperyalizme karşı verilen mücadeleyi baltalamamalıydı!
Peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar artık açıkça, gözümüzün önünde dövülüyordu. Bazı kadınların yüzüne kezzap atılıyordu.
Biz ise hálá büyük laflar ediyorduk; bu tür olayları devrimin kaçınılmaz sancıları olarak görüp umursamıyorduk! "İttifak" "Eylem Birliği" gibi terimlerin peşinden koşup duruyorduk.
GEÇİŞ SANCILARI SANDIK
Humeyni, "Bütün sorunlarımızın sebebi, cemiyetimizdeki ahlaksızlıklardır. Bunların kökünü kazımalıyız" diyor; genç mollalar terör estiriyordu. Kitabevleri yağmalanıyor; gazete bayileri ateşe veriliyordu.
Şiraz"da "İslam Mahkemesi" eşcinsel ve hayat kadını olduğu gerekçesiyle dört kişiyi idam ediyordu. Benzer olay Tahran"da da gerçekleşiyor, üç hayat kadını ve üç eşcinsel kurşuna diziliyordu.
Sesleri ve görüntüleriyle erkekleri tahrik ettikleri için kadın spikerler televizyondan kovuluyor; uyuşturucu olarak görülen müzik yasaklanıyordu. Alkol içen, kırbaç cezasına çaptırılıyordu.
Şimdi düşünüyorum da, insan zamanla her türlü aşağılanmaya alışıyor galiba. Hiçbirini görmüyorduk; basmakalıp analizlerimizin doğru olduğuna o kadar inanıyorduk ki!..
Oysa toplum hızla dincileştiriliyordu. Alınan her kararda "Tamam bu sonuncusu" diyorduk. Ama arkası hep geliyordu.
Kızların evlenme yaşı 18"den 13"e düşürüldü. Parfüm, ruj, saç boyası, mücevher gibi kadın malzemelerinin yurda girişi yasaklandı. Kadın çamaşırı satan mağazaların vitrinlerine sutyen, kombinezon vs. koymasına bile izin yoktu.
Kamu dairelerinde kadın memurlara tesettüre girme emri çıkarıldı.
Aslında birçok aydın kadının üye olduğu kadın dernekleri vardı. Onlar kendi küçük çevrelerinde "hamilelik tatilinin uzatılması", "eşit işe eşit ücret" gibi talepleri tartışıyorlardı.
Biz aydınlar hep aynı düşüncedeydik: Demokrasi ve özgürlüğe geçiş sancılarıydı bu tür vakalar! Abartmaya gerek yoktu.
Hepimiz "ana çelişki" üzerinde duruyorduk; öncelikle dışa bağımlılık ve ekonomik krizden kurtulmalıydık.
REFERANDUM OYUNU
Üç ay önce Humeyni, Paris'te komünistler de dahil olmak üzere her görüşün rahatça örgütleneceği bir demokrasiden, özgürlükten bahsederken, şimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri İslam düşmanı ilan etmişti.
Bu sözler üzerine ilk protestomuzu yaptık. Mitingimize bir milyonu aşkın insan geldi.
Mollaların en iyi siyasi stratejileriydi; işlerine gelmediği zaman hemen gündemi değiştiriyorlardı.
Referandum meselesini gündeme getirdiler. Halka soracaklardı: "İslam Cumhuriyeti"ni istiyor musunuz, istemiyor musunuz?"
Kuşkusuz bu bir oyundu; halkın yüzde 65"inin okuryazar olmadığı bir ülkede kim ne anlardı cumhuriyetten?
Yapılan propaganda belliydi; dediler ki: "İslam"a evet mi, hayır mı diyorsunuz?"
Biz bu oyunu biliyorduk ama şöyle düşünüyorduk: "Önemli olan cumhuriyettir; serbest seçimlerdir; demokratik haklardır; özgürlüklerdir. İslam Cumhuriyeti bunu sağlayacaksa neden karşı çıkalım?"
Ancak bazı küçük kesimler bu oyuna gelmemek için referandumu boykot ettiler.
Sonuçta, "evet" diyen 20 milyon, "hayır" diyen ise sadece 140 bindi.
Mollalar bu referandum sonucunu çok iyi kullandılar. Güya tüm ülke yaptıklarını onaylıyordu. Artık televizyondan sonra basın da ellerine geçmişti. Sanki tüm muhaliflerin sayısı 140 bin kişi gibi gösterdiler. Halbuki 20 milyon içinde bizim oyumuz da vardı. Ama artık bizim sesimizin çıkmasına izin verilmiyordu.
HALKI ANLAYAMADIK
Mollalar güçlendikçe saldırganlaştılar.
Örneğin, tirajı bir milyon olan liberal "Ayendegan" Gazetesi"ni kapattırdılar. Sıra sonra "Keyhan" Gazetesi"ne geldi; muhalif yazarların işten çıkarılmasını sağladılar.
Tüm bu olanları protesto etmek için mitingler düzenlemeye başladık. Ama iş işten geçmişti artık; insanlar yılmıştı, korkuyordu.
Özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık için ayaklanan halkın, bu kadar kısa sürede değişeceğini düşünememiştik.
Sanmıştık ki, mollaların gerici yasalarına/kurallarına halk karşı çıkacak. Halbuki tersi oldu; mollalar yasak, sansür getirdikçe arkalarından gidenlerin sayısı arttı. Örtünmek mecbur oldu!
Tüm bunlara "gelip geçici bir fırtına" diye bakmak ne büyük yanılgıydı.
Komünistlerden, solculardan, demokratlardan, milliyetçilerden sonra liberal İslamcılar da zamanla mollaların hedefi oldu.
Şah döneminden daha çok insan cezaevlerine konuldu; idam edildi. Milyonlarca insan canını kurtarmak için yurtdışına kaçtı.
Kaçanlardan biri de bendim.
Umarım bizim hatalarımızdan birileri ders çıkarır.
(Not: Bu metin, Bahman Nirumand"ın "İran" kitabından alıntıdır.)
 
Bence sen geneli deyip kestirip atma.Bu zamana kadar böyle saplantılı düşünceler yüzünden zaten bulunduğumuz yerden bir adım dahi ilerleyememişizdir.Olaylara biraz daha yapıcı,hoşgörülü ve öngörüsüz olarak bakmayı becerebilirsek o zaman biraz aşama kaydederiz diye düşünüyorum:goz:

Haklı olabilirsin genelleme yapmayayım. bisiler yazdım yazdım sildim neme lazim. polemiğe girmeye gerek yok. dikkat et etrafindaki haciyim hocayim diye gecinen insanlara benden söylemesi
 
bizim ülkemizde neden başörtülü insanların hakları kısıtlanıyor ?

Laik cumhuriyet diyince başörtülü insanların hakkı mı kısıtlanması lazım..Yoo görüyoruz konudaki gibi..

Merak etmeyin şeriat filanda geldiği yok..
 
Haklı olabilirsin genelleme yapmayayım. bisiler yazdım yazdım sildim neme lazim. polemiğe girmeye gerek yok. dikkat et etrafindaki haciyim hocayim diye gecinen insanlara benden söylemesi

evet dikkat etmek lazım bazılarına. çünkü onlar sadece hacıyım hocayım diye geçiniyorlar ve dini kullanıyorlar.
gerçek bir hacı ya da hoca dini kullanarak çıkar elde etmeyi düşünmez. İslamiyet zaten buna karşıdır.
 
orada bir simge olarak kullanılmıyor !
 
Geri
Üst