_bozkurt_
New member
BAZI günler vardır, insanın canı yazı yazmak istemez.
Dün öyle bir gündü benim için.
İçim sıkıldı iyiden iyiye. Olan bitenler, bir de üzerine lodos.
Kafam kazan.
Eve gitmek istiyorum. Kızımla oynamak. Beraber ödevlerini yapmak, bilgisayarda dolaşmak. Birbirimize kitap okumak.
Ama ne mümkün.
Yazacağız mecburen.
Canım yazmak istemese de.
Nasıl yazmalı bilmiyorum ki!
Dün Balyoz Planı ile ilgili gözaltılar vardı.
Eğer o planda yazanların tek satırı bile doğruysa, tek bir kelime dahi planlandıysa, akıldan geçtiyse, orada adı geçen herkesin, bu plana bırakın onay vermeyi, itiraz etmeyen herkesin yargı önünde hesap vermesi lazım.
Hem de en okkalı hesabı.
Hiç itirazım yok.
Ama diğer yandan bakınca, bu ülkenin ordusunun bu denli hoyratça yıpratılmasına da gönlüm razı gelmiyor.
Yok mu bunun bir ortası
"Keşke" diyorum, "Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki yamuk yumukları, çarık çürükleri kendi temizlese, pislik görünce halının altına itmese. İtmeseydi de bunlar olmasaydı".
Keşke.
İyi de, Türk Silahlı Kuvvetleri mi Türkiye'de demokrasiye tek tehlike.
Ya da Türk Silahlı Kuvvetleri olmasa Türkiye demokratik olacak mı?
Generallerden pek de hazzetmeyen "yeni nesil sivil generaller" çok mu demokrat?
Yargının hoşuna giden kararını alkışlayıp, hoşuna gitmeyen kararında köpüren mi demokrasinin sahibi, bekçisi, koruyucusu olacak?
İnanıyor musunuz o demokratlığa.
Ben inanmak istiyorum ama dedim ya "Canım bugün yazı yazmak istemiyor".
Kafamda sorular oluşuyor, acaba Türk ordusuna karşı bu tavır gerçekten darbe karşıtlığından mı?
Öyleyse gerçekten "alkış".
Ama ya yolu temizlemek içinse!
Bilmiyorum.
Dedim ya, "Canım yazı yazmak istemiyor bugün".
Benim bildiğim şudur:
Bir ülkenin askeri ne kadar demokratsa, ne oranda demokrasiye inanıyorsa, toplumu da o kadar demokrattır.
Demokrasiye o kadar inanıyordur.
Gerisi palavradır.
Benim gördüğüm, bu ülkede herkes kendi gücüne demokrattır.
Ve herkesin bildiği gibi bu dünyada "mutlak güç yozlaştırır".
Kimdeyse, onu.
Ama dedim ya, "Canım yazı yazmak istemiyor bugün".
fatih altaylı
Dün öyle bir gündü benim için.
İçim sıkıldı iyiden iyiye. Olan bitenler, bir de üzerine lodos.
Kafam kazan.
Eve gitmek istiyorum. Kızımla oynamak. Beraber ödevlerini yapmak, bilgisayarda dolaşmak. Birbirimize kitap okumak.
Ama ne mümkün.
Yazacağız mecburen.
Canım yazmak istemese de.
Nasıl yazmalı bilmiyorum ki!
Dün Balyoz Planı ile ilgili gözaltılar vardı.
Eğer o planda yazanların tek satırı bile doğruysa, tek bir kelime dahi planlandıysa, akıldan geçtiyse, orada adı geçen herkesin, bu plana bırakın onay vermeyi, itiraz etmeyen herkesin yargı önünde hesap vermesi lazım.
Hem de en okkalı hesabı.
Hiç itirazım yok.
Ama diğer yandan bakınca, bu ülkenin ordusunun bu denli hoyratça yıpratılmasına da gönlüm razı gelmiyor.
Yok mu bunun bir ortası
"Keşke" diyorum, "Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki yamuk yumukları, çarık çürükleri kendi temizlese, pislik görünce halının altına itmese. İtmeseydi de bunlar olmasaydı".
Keşke.
İyi de, Türk Silahlı Kuvvetleri mi Türkiye'de demokrasiye tek tehlike.
Ya da Türk Silahlı Kuvvetleri olmasa Türkiye demokratik olacak mı?
Generallerden pek de hazzetmeyen "yeni nesil sivil generaller" çok mu demokrat?
Yargının hoşuna giden kararını alkışlayıp, hoşuna gitmeyen kararında köpüren mi demokrasinin sahibi, bekçisi, koruyucusu olacak?
İnanıyor musunuz o demokratlığa.
Ben inanmak istiyorum ama dedim ya "Canım bugün yazı yazmak istemiyor".
Kafamda sorular oluşuyor, acaba Türk ordusuna karşı bu tavır gerçekten darbe karşıtlığından mı?
Öyleyse gerçekten "alkış".
Ama ya yolu temizlemek içinse!
Bilmiyorum.
Dedim ya, "Canım yazı yazmak istemiyor bugün".
Benim bildiğim şudur:
Bir ülkenin askeri ne kadar demokratsa, ne oranda demokrasiye inanıyorsa, toplumu da o kadar demokrattır.
Demokrasiye o kadar inanıyordur.
Gerisi palavradır.
Benim gördüğüm, bu ülkede herkes kendi gücüne demokrattır.
Ve herkesin bildiği gibi bu dünyada "mutlak güç yozlaştırır".
Kimdeyse, onu.
Ama dedim ya, "Canım yazı yazmak istemiyor bugün".
fatih altaylı