Kürt müsün KONUŞMA geç

WaTcHFuL

EVERYWHERE
Altın Üye
Katılım
10 Kas 2005
Mesajlar
10,456
Reaction score
0
Puanları
0
Konum
Bizim Muhattap Olduğumuz Tek Gerçek Zihnimizde Yaş
Başkentte "33 Kurşun-Yaslı Tarih" adlı oyun Kürtçe ve Türkçe sahnelendi

201131.jpg


Tiyatro salonunun girişinde ellerinde temsili silahlarla kapıda duran 2 asker, davetlileri "Ya Türkçe ya hiç", "Kürt müsün? konuşma, geç" gibi söylemlerle içeri aldı.

DTP Altındağ ilçe örgütünce Ekin Sanat Tiyatrosu’nda düzenlenen, "28 Temmuz 1943 yılında Van’ın Özalp ilçesinde 33 kişinin öldürülmesinin" anlatıldığı oyunu, DTP’li bazı milletvekilleri ile davetliler izledi.

Tiyatro salonunun girişinde ellerinde temsili silahlarla kapıda duran 2 asker, davetlileri "Ya Türkçe ya hiç", "Kürt müsün? konuşma, geç" gibi söylemlerle içeri aldı.

Oyun arasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan DTP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, şunları söyledi:

KÜRTLER ACI DOLU YILLAR YAŞADI
"Kürtler çok acı dolu yıllar yaşadılar. Mustafa Muğlalı’nın adını kışlaya veren anlayışı sorgulamak lazım. Türkiye artık yaralarını sarmak zorundadır. Kürtler acı dolu yıllar yaşadılar, sadece dillerinden, kimliklerinden, kültürlerinden dolayı. Hiçbir insan bunu haketmiyor. Birlikte Cumhuriyeti inşa ettik, birlikte şekillendirdik. Bizim kaderimize hep bunlar düştü. Onun için bu tür oyunlar aslında acılarımızı tetikleyen değil, daha çok sağduyuya davet eden, yaralarımızı sarmak için ne kadar mecbur ve mahkum olduğumuzu gösteren bir oyun olarak değerlendiriyorum. Türkiye’de bu acıları hep birlikte yaşadık. Onun için Türkiye halkı da bunları görmelidir. Diliyorum artık bu coğrafyada kimse bu acıları yaşamaz. Hepimiz, hep birlikte yaralarımızı saracak bir döneme giriyoruz."

fft17_mf421736.jpg


KATKI SUNMAYA HAZIRIZ
Sakık, "Açılımın 10 Kasım'da görüşülmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusuna, "Yarın (bugün) hep birlikte izleyeceğiz. Hükümet gerçekten açılımla ilgili ne yapmak istiyor, nasıl bir yol haritası var? Diliyorum onlar da bu zamanın ruhuna uygun bir çözüm projesiyle parlamentoya gelirler. Eğer gelirlerse katkı sunmaya hazırız" yanıtını verdi. Sakık, "Yarın (bugün) gerginlik olur mu?" sorusuna da, "Hepimiz medeni insanlarız. Eğer kandan ve şiddetten beslenmiyorsak, eğer şiddet ve kan varlık nedenimiz değilse bunu hepimizin durdurması gerekir. İç barışın engellenmesini isteyen güçler var. Kim ki bu süreci baltalamaya, önünü tıkamaya çalışırsa bu halka karşı suç işlemiş olur" yanıtını verdi.


NEFES'İ İZLEYECEĞİZ
"Nefes" adlı filmi izleyip izlemediğinin sorulması üzerine de Sakık, "Ben izleyemedim. Yakın bir tarihte izleyeceğiz. Hepsi bizim ülkemizin gerçeğidir. Orada yaşananlar da bu ülkenin çocuklarının yaşadığı bir süreçtir" dedi.


10 KASIM DİKKATE ALINMALIYDI
DTP Grup Başkan Vekili Selahattin Demirtaş da "33 kurşunun tarihe malolmuş trajik bir olay olduğunu, bu olaylardan ders çıkarılması gerektiğini" söyledi. Demirtaş, "Açılımın 10 Kasım'da görüşülmesiyle" ilgili bir soruya, "Bizde temenni ederdik ki böyle bir konu şekle boğulmadan, içeriği itibariyle dolu dolu tartışılsaydı. Görünen o ki tartışma, neden 10 Kasım'da başladı şeklinde geçecek. Biz 10 Kasım tarihinin değiştirilmesini arzu ediyorduk. İktidarın 10 Kasım'ı dikkate alması gerekirdi. Keşke iktidar böyle bir tartışmayı başlatmamış olsaydı" yanıtını verdi. Demirtaş "Nefes" filmiyle ilgili bir soru üzerine, "Böyle bir süreçte film üzerinden bile olsa meselenin tartışılıyor olması olumludur. Ben de filmi izleyeceğim" dedi.

kaynak
 
OSMANLI-KÜRT İTTİFAKI VE TÜRKMEN KATLİAMI
Yavuz Sultan Selim (1512-1520)’in Osmanlı tahtına geçmesiyle Türkmen sürgün ve katliamları hat safhaya varır. 24 Ağustos 1514’deki Şah İsmail ile Yavuz Selim arasıda geçen Çaldıran Savaşı öncesi 40 Bin üzerinde kızılbaşTürkmen katledilir. Savaş meydanında öldürülen Türkmenler hariç... Prof.Dr.Faruk Sümer; Safevi Devleti’in Osmanlılardan daha Türk çok bir Türk Devleti olduğunu söyleyerek: Safevi Devletinin kurucuları; Anadolu Kızılbaş Türk oymaklarıdır. Devletin resmi dili Türkçe’dir. On iki hayvanlı Türk Takvimini kullanmaktadırlar. Askeri teşkilatlanmaları Türk sistemidir. Edebiyatı vb. yazı sitemleri Türkçe’dir.... Demektedir ki, bütün kaynaklar bu hususu doğrulamaktadır. Yine Akkoyunlu Devleti ve Karamanoğulları Beyliği, Osmanlılar’dan daha Türktür. Çeşitli Türkmen oymaklarından ve Bayındır Beyleri’nin kurucusu olduğu aşiretler konfederasyonundan meydana gelen Akkoyunlular için John E.Woods; “300 Yıllık Türk İmparatorluğu” demektedir ki, isabetli bir saptamada bulunmaktadır. Kur’anı ilk Türkçe’ye çeviren ve Saray dahil her alanda Türk Dili’ni hakim kılan Akkoyunlular gerçek anlamda bir Türk Devletidir. Osmanlılar Türkleri aşağılarken Dede Korkut ise şöyle der: “Karanlıkta yolumu yitirirsem parolam Allah’tır/Soylu kuralın taşıyıcısı, efendimiz Bayındır Han’dır/Salur Kazan’dır savaş gününün galibi” Bölgede hüküm süren Akkoyunlu ve Safevilerin Türk Dilinin yöreye hakim olmasından rahatsızlık duyan Kürt Mollası İdris Bitlisi; Osmanlılar ile işbirliği yaparak Türkmenlerden intikam alır.

Yavuz Selim’e kadar Doğu Anadolu’da Türkmen hakimiyeti vardır. Yavuz ise; Şafi mezhebinden Nakşibendi tarikatından Kürt mollası Şeyh İdris-i Bitlisi’nin önerisi ve planlamasıyla Doğu ve Güney Anadolu’da Türkmenler katledilmişler, kurtulanlar ise Azerbaycan’a kaçmışlardır. Türkmenlerin hakim oldukları idari beylikler ve toprakları; Yavuz’un imzaladığı boş fermanları, İdris-i Bitlisi oldurarak Kürt Aşiret reisine ve ağalarına vermiştir. Böylelikle bugünkü doğudaki feodalizmin temelleri atılmıştır.

İdrîs-i Bitlîsi (Ö.8 Kasım 1520) “Selim Şah-Nâme” adlı eserinde; başta Diyarbekir olmak üzere Kürtistan memleketinde “Kürt Beyleri ve Kürt taifesinin mülk, millet, mezhep ve irsi bağlarının” nasıl güçlendirdiğini anlatırken, şehir ve yöre adlarını tek tek vererek Kızılbaş Türkmenleri de nasıl katlettiklerini “Allah’ın ve Padişah’ın yanında olan bir Molla olarak” zevkle ve kana susamış bir vampir edasıyla anlatmaktadır. Kürtler “dirlik ve birliklerini” İdrîs-i Bitlîsi’ye borçluyken, Türkler ise, Yavuz Selim ile İdrîs-i Bitlîsi’nin yaptıklarını lanetle anmaya devam edeceklerdir. Büyük bir Türk katili olan İdrîs-i Bitlîsi’nin bütün eserlerini Türkmen Tarihi açısından “Türklük bilincine sahib bir tarihcimiz” tarafından incelenip gerçek anlamda “Anadolu Türk Tarihi”nin bir kesitini ayakları üstüne oturtulması gereklidir. Yunan mezalimini ağızlarında sakız eden bazı “Türk Milliyetçi Yazarları” Yavuz ve İdris-i Bitlisi’nin Türk katliamlarını görmezlikten gelmektedirler.

Yavuz dönemimde Osmanlı yönetiminde görev alan İdris Bitlisi ve Bıyıklı Mehmet Paşa ile Kürt Aşiret Ağaları’nın durumları için; bugün Kürt gruplarından KOMKAR belgeli olarak şöyle demektedir ki çok ilginçtir:

“1535'ler de böyle bir icazet vererek, beylik topraklarının bölünmesini kolaylaştırmıştır. Kanuni Sultan Süleyman fermannamesinde aynen şöyle diyor: -Bey öldüğünde, eyaleti kaldırmayıp bütün hududu ile Mülkname'yi Humayun uyarınca oğlu bir ise, O'na kalacak, eğer müteadit ise, istekleri üzerine kale ve yerleri, aralarında paylaşacaklardır. Uzlaşmazlarsa, Kürdistan beyleri nasıl münasip görürlerse öyle yapacaklar ve mülkiyet yoluyla bunlara ebediyete kadar ila ebeddevran mutaarrıf olacaklardır. Eğer Bey, varissiz, akrabasız ölmüş ise, o zaman eyaleti, hariçten ve yabancılardan hiç kimseye verilmiyecek, Kürdistan beyleri ile görüşülüp ve ittifak edilip, onlar bölgenin Beylerinden veya Beyzadelerinden her kimi uygun görürlerse, ona tevcih edilecektir. (Hükmi Şerif, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, E. 11960 sayı-İstanbul) Kürt-Osmanlı Andlaşması'nın mimarı Mevlana İdris'tir. Bu anlaşmayı kabul eden ve gerekli bulan Yavuz Sultan Selim'dir. İkisi de 1520'de maalesef ölmüşlerdir. Sultan Selim, Mevlana İdris'e; -Git Kürdistan beylerini ve emirlerini topla, kendi aralarında bir beylerbeyi seçsinler demişti. Mevlana İdris ise, Kürt beylerini çok iyi tanıdığı için kestirmeden bir beylerbeyi Sultan'dan istemiş ve Bıyıklı Mehmet Paşa'yı tavsiye ederek bu işi noktalamış idi. Diyarbakırlı bir Kürt olan Bıyıklı Mehmed Paşa'da çok erken gitti ve bundan sonra Kürdistan Eyaleti Başkenti'ne Mekadonlu komutanlar gelmeye başladı. Kanuni Sultan Süleyman, bilerek veya bilmiyerek 1533-34'lerde, Bitlis'i Şeref Han'dan alıp, bir fermanla Ulame Tekelu'ya veriyor. Direnen Bitlis Beyi'nin üstüne, Diyarbekir Beylerbeyi ve kuvvetleri ile bütün Kürdistan beylerinin kuvvetlerini de katıyor ve Ulame'yi başkomutan olarak atıyor. Aynı Sultan, 1535'ler de Bağdat seferini yaptıktan sonra Kürtleri tanımaya başlıyor veya bunlarsız bir şey yapamıyacağını anlayarak, babasının Amasya'da imzaladığı anlaşmaya yukarda verdiğim arşiv numaralı Hükm-i Şerif-i yayınlıyor. Neticeye baktığımızda, Kürdistan hükümdarları, çoğunlukla topraklarını bölmemiş ve statülerini 1850'lere kadar getirmişlerdir.”

Aynı gurubun siyasi örgütünün başı Alevi Kökenli Kemal Burkay ve Munzur Çem gibileri; bu iki Osmanlı Kürtünün, Alevileri katletmesini görmezlikten gelerek, Alevi Tarihini yok sayarak “öteki tarih” dedikleri uydurma bir “Kürt Tarihi” yaratmaya çalışıyorlar. Tunceli Ovacık’ta “üçlü Kürt ittifakı” olan: Bıyıklı Mehmet Paşa, İdris Bitlisi ve Palu Beyi Cemşid ‘in; on binlerce Kızılbaşı kesmesine; aynı bölgenin adamları Kürtlük İdeolojileri adına ses çıkarmamaktadırlar. Ahlaki olarak bu çifte standart davranışlarına ne demek gerektiğine okuyucular karar versin !

Yavuz Selim’in önce Erzincan Valiliğine atadığı, sonradan da bütün doğu ve güney doğuya bakmak kaydı ile Diyarbakır Eyaletine getirdiği Dıyarbakırlı Kürt Bıyıklı Mehmet Paşa ve danışmanı Bitlisli Molla İdris; bütün bölgeyi Türkler’den temizlerler ve YÜZ BİN Kızılbaş Türk’ü katlederler. Bölgeden kaçamayan Türkler de kendilerini Kürt olduklarını söyleyerek kalırlar, baskılar sonucu da gerçekten Kürtleşirler. Doğu sınırlarını Türklere kapatan Yavuz; korumalığını da Kürt aşiretlerine bırakır. 1517’de Yavuz Selim’in Mısır’ı alması ve 74.ncü İslâm Halifesi olması ile sünnilik resmi ideoloji haline gelir ve İslâmi Devlet kimliği oluşur. Bu tarihten sonra Araplar, Osmanlı Devleti’nin yaşamı boyunca diğer halklardan üstün ve gözde konumlarına devam ederler. Türkler arasında Yavuz adı Yezit ile özdeşleşir ve lanetle anılır olur. Türk ulusal kimliği; Bozkırdaki Türkmenlerde yaşar ve ozanları Türkçe’yi geliştirir. Osmanlı Sarayı ise giderek soysuzlaşır ve yapay “Osmanlıca” denen yazı dili hakim olur. Bu nedenle Prof.Dr. Faruk Sümer; Safaviler için Osmanlılar’dan daha fazla Türktür demektedir.

Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) dönemi Osmanlı İmparatorluğu’nun zirvede olduğu bir zamandır. Ama Türkler açısından bir şey değişmez. Yine bu dönemde zülüm, şiddet ve katliamlar devam eder. Kürt kökenli Ebussuûd Efendi (1545-1574)’in Şeyhülislâm olmasıyla ve 30 yılda verdiği fetvalarla “Osmanlı toplum yaşamını” belirler ve Kızılbaş Türkmen katliamı, “Sünni Şeriatı”na göre meşruluk kazandırır. Yedi Kızılbaş öldürene “Cennetin Anahtarı” verilir. Bugün Sünni din adamları tarafından huşu ile anılarak “evliya mertebesi”ne çıkarılan Ebussuûd Efendi, Türk katliamcısı, yobaz, lanet okunacak bir zalim ve cellattan bir kişiden başka birşey değildir.

Hırvat kökenli ve nakşibendi tarikatından Kuyucu Murat Paşa 6.12 l606’da sadrazam olduktan hemen sonra Anadolu’da geniş çaplı Alevi katliamı harekatı başlatır. 155 bin Alevi Türkmeni diri diri kazdırdığı kuyulara gömdürür. Aman dileyen insanlara Kuyucu Murat Paşa’nın yanıtı; “Vurun şu pis Türk’ün başını” olmuştur. Cellatların bile öldürmeye kıyamadığı çocuğu atından inerek öldüren Kuyucu Murat Paşa üç yıl terör estirir.

Köprülü Mehmet Paşa (1656-1661) Celali ayaklanmaları bastırmak ve eşkıya tedibi adı altında; Anadolu Türkmenlerini kırımdan geçirmiş sağ kalanlara da zülüm yapmıştır. Osmanlı Vak’a-Nüvisleri ( tarihçileri) Naima ve Hoca Sadettin Efendi gibileri; kitaplarında katliamları ballandıra ballandıra anlatmaktalar ve Türkler için; “nadan” yani “kaba Türk, idraksiz Türk, hilekâr Türk” ifadesini kullanmaktadır. Başka kitaplarda ise; ‘Türk iti şehre gelince farisice ürür.’ yazmaktadır. Osmanlının ünlü şairi Nef’i ise “Tanrı, Türk’e irfan çeşmesini yasaklamıştır.” Demektedir. Divan-ı Hümayun yazarlarından Hafız Ahmet Çelebi 1499 yılında yazdığı şiirinde;



“Sakın Türk’ü insan sanma

Bin an bile olsa Türk’le birlikte olma

Türk eline şeker alsa o şeker zehir olur.

Türk’ün başını kesenken sakın gam yeme

Baban da olsa Türk’ü öldür.”



Demektedir. Tüm bunlara karşın Türk Bayat boyundan Alevilerin ulu ozanı Fuzuli (1480-1566) bir deyişinin son beytinde şöyle diyor:



“Fuzuli, gökten yere insen sana yer yok

Yürü var gel, ya Arap’tan ya Acem’den”



Gökten Allah tarafından dahi indirilse Türklerin dünyada yeri olmadığını; Arap ve Acemler hakim olduğunu belirtir ve Şiirlerinde Osmanlılara sitem eder ve kafa tutar. Alevi Türkmen aşıkları, ozanları diline ve töresine sahip çıkar ve şiirlerinde dilendirir, yöre yöre gezerek halkı bilinçlendirirler. Dedeler ve Babalar da Türkçe ibadet yaparak örf ve gelenekleri yaşatarak bugünlere getirirler.



İdrîs-i Bitlîsi ve Bıyıklı Mehmet Paşa’dan sonra Kürtlere en büyük destek sağlayan II.Abdülhamit olmuştur. Yavuz Selim’den itibaren iç işlerinde tam bir serbestlik olan bölgeye Prof.Dr.İlber Ortaylı’nın tesbitine göre “Kürt Hükümeti” denmekteydi ve “merkezi hazineye ipotek ödemezdi ve herhangi bir biçimde düzenli askeri hizmetlerle yükümlü değillerdi.” Böylesi bir bölgeye Abdülhamit, İslamcılığın bütünleştirici “ümmet” anlayışıyla birarada tutma fikriyle yeni bir yapılanmaya gidilir. Abdülhamid’in “Aşiret Mektebi-i Humayun”(1892-1907) adıyla açtığı ve aşiretlerden getirtilen şeyh ve ağa çocuklarının eğitildiği okullardan mezun olanlar; beklentilerin yerine, devlete karşı örgülenme yapan kadroları oluşturmuşlardır. Abdülhamid’in marifetlerinden biriside “Hamidiye Alayları”dır

Hamidiye Alayları, Dördüncü Ordu Komutan› Müşir Zeki Paşa’nın II. Abdülhamid’e önerisiyle 1890 yılında kurulmaya başlanır.14-15 Nisan 1891’de de “Nizamnâmesi” yayınlanarak yasal hale gelir.Ruslara yönelik olarak Şafi Kürtler’den oluşturulan Hamidiye Alayları amacına uygun faaliyette bulunmaz. Hamidiye Alayları daha çok eşkiyalık yapar. Ermeni ve Alevi köylerine baskınlar düzenleyip çapulculuk yaparlar 23 Temmuz 1908 ‘de İkinci Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra Eylül 1908 ayında Kürt Hamidiye Alayları’nın silahlarını ellerinden almak isteyen İttihat’çılar bunu başaramazlar İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde Türkçülük akımı giderek güçlenir ve hakim olur. Şafi Kürtlerin ağa ve aşiret reislerinin çocuklarının eğitildiği İstanbul’daki “Aşiret Mektebi”nde ve Hamidiye Alaylarında ise Kürt milliyetçiliği filizlenmiş ve örgütlenmeye başlamıştır. Bu durum Doğu Anadolu’da Alevi-Şafi çatışmasını beraberinde getirir. Sonuçta; Okul Müdürü Kolağası Kamil Bey; “bunlar aşiret değil haşerat!” der...
 
PKK 500 yil önce böyle basladi

Türkmen Türklerini yok edip
Ganimet ve Topraklarini Kürtlere verdik.

Toprak agaliginin sebebide zaten tarihde yapilan bu ihanettir.


simdide cogalip basimiza bela oldular.

Tarih ders alinmazsa tekrar eder.
 
İran'nın Kışkırtmaları Sonucu O BöLgede AyakLanan TürkmenLerin Üzerine Yavuz'un Ordu Gönderdiği Doğrudur. Kısa Süren HükümdarLık Döneminde Yavuz; Başını İran Davasından Hiç KaLdıramadı. Mercidabık ve Ridaniyede KazanıLan ZaferLerin İntikamın ALma Derdine Giren İran, Sınır BoyLarındaki Bazı Türkmen AşiretLerini Kışkartarak AyakLanma Çıkarmıştır. AyakLanmayı Bastırmak Soykırım Yapmak AnLamına GeLmez.Tarihin Gördüğü En Büyük 1O Türk Hükümdarından Biri OLan Yavuz SuLtan SeLim'e Büyük HakaretLer ve İthamLar Haksızdır.
 
keske sadece bir itham olarak kalsaydi
malesef yeni Türk gencliginden gizlenen gerceklerden




Yavuz Selim’e kadar Doğu Anadolu’da Türkmen hakimiyeti vardır. Yavuz ise; Şafi mezhebinden Nakşibendi tarikatından Kürt mollası Şeyh İdris-i Bitlisi’nin önerisi ve planlamasıyla Doğu ve Güney Anadolu’da Türkmenler katledilmişler, kurtulanlar ise Azerbaycan’a kaçmışlardır. Türkmenlerin hakim oldukları idari beylikler ve toprakları; Yavuz’un imzaladığı boş fermanları, İdris-i Bitlisi oldurarak Kürt Aşiret reisine ve ağalarına vermiştir. Böylelikle bugünkü doğudaki feodalizmin temelleri atılmıştır.
 
keske sadece bir itham olarak kalsaydi
malesef yeni Türk gencliginden gizlenen gerceklerden




Yavuz Selim’e kadar Doğu Anadolu’da Türkmen hakimiyeti vardır. Yavuz ise; Şafi mezhebinden Nakşibendi tarikatından Kürt mollası Şeyh İdris-i Bitlisi’nin önerisi ve planlamasıyla Doğu ve Güney Anadolu’da Türkmenler katledilmişler, kurtulanlar ise Azerbaycan’a kaçmışlardır. Türkmenlerin hakim oldukları idari beylikler ve toprakları; Yavuz’un imzaladığı boş fermanları, İdris-i Bitlisi oldurarak Kürt Aşiret reisine ve ağalarına vermiştir. Böylelikle bugünkü doğudaki feodalizmin temelleri atılmıştır.


Ne Yavuz'u BiLiyorsun.Nede OsmanLı Tarihini. İftira Kampanyasının Tek Dayanağı CehaLet. Sana uzun Uzun Tarih AnLatmayacağım. Yavuz'un ve OsmanLı'nın KürtLere Ne GözLe Baktığını Anlanman İçin Yavuzdan Bir DörtLük Sunacam. Kürt KökenLi ArkadaşLarım Kusura BkmasınLar Ama Yavuz'un Bakış Açısı Aşağıdaki DörtLükteki Gibidir.



Fırsat

Kürde fırsat verme yarab, Sulha sultan olmasın,
Ayağını çarık sıksın Asla iflah olmasın.
Vur masasına al haracını karnı doymasın
Ol o çeşmeden rum içsin, yunan içsin,
Kürde nasip etme Yarab


Yavuz Sultan Selim

 
gercekler öyle degil ama.

Türkmen kardeslerimiz öldürülüp mallari Kürtlere verilmis
Kürtlerin dogu anadoluda cogalmalarina imkan verilmistir.

simdide öz be öz Türkmen topraklari olan dogu anadoluyu
ayirip Kürdistan kurmaya calisdiyorlar.

neticeye bakalim neticeye.
 
GerçekLer Senin YaLanlarınmı. Yukarıda yazdığım Düşüncede OLan Biri, Sence Bu İşLeri Yaparmı? Türkmen AşiretLernin Yaptığı İhanetLerden Bahset. Eğer BiLgin Varsa.
 
Ne kadar Abarttılar Şu kürt işini ya Kürtlerin Bizden neyi eksik bıraksınlar pkk yı adam gibi yaşayalım PKK lı iseler S....rsin gitsinler
 
GerçekLer Senin YaLanlarınmı. Yukarıda yazdığım Düşüncede OLan Biri, Sence Bu İşLeri Yaparmı? Türkmen AşiretLernin Yaptığı İhanetLerden Bahset. Eğer BiLgin Varsa.

gercek güney irandan gelip dogu anadoluda cogalan kürt gercegidir.
gercek Dogu anadoluyu türkiyeden ayirma gercegidir.


peki bu hale nasil gelindi .?
tarihdeki hangi hatalardan.?

Akkoyunlu devletine ne oldu.?
Karakoyunlu devletine ne oldu.?

Kürt ler tarihde aldiklari bu imtiyazlar ile osmanliyi kandirdilar.
simdide yine mazlum numaralariyla simdiki yöneticileride kandiriyorlar.
biz ise kaybediyoruz.
 
bak canım kardesım sunu unutmayalım burası 1071 yılından berı turk toprakları bundan oncede bızans denılınen bır ımparatorlugun toprakları ıdı yanı burda asla var ulkecıkler asla kurulmadı 1071 den berı anadolu be mısakı mıllı sınırlarıcın her toprak turklerındı sımdısen tarıh dersen bendesana tarıh yalan soylemez derım olmaya bır ulke ve olmayan bır mılletden bahsetmek tamamen ego tatmınıdır . ayrıca ermenı kurt vsç. bılmem bız soykırım yapsaksaydık soyu kalmazdı kımsenın oyle atıp tutmakla olmuyor. Kimin topragında atsurdugunu ekmek yedıgını bıleceksın sana yasama hakkı verılen toprakgı sahıplenmede ne bızler ezellden berı varız orhun anıtlarında baslar tarıh dıgerlerının tarıhı nedır bız olmasak sız hıc olmuyacakdınız allaha emanet olun bu konuda
 
Bu kürt sorunu, Kürt Açılımı, PKK'yı destekleyen kürtlerle ilgili abes olan şey şudur ki bugün güneydoğunun her yönden gelişmemiş olmasının en büyük sorumlusu PKK'dır. PKK bugüne kadar ŞEHİT ettiği Türk askerinden çok çok daha fazla masum ve silahsız köylüleri öldürmüştür. Geçmişte basılan köyler hep KÜRT köyleriydi. Öldürülenler KÜRT çocukları, bebeleri, kadınları, erkekleriydi. Haberlerde "KÜRT KÖYÜ BASILDI!" diyemediler. Bugün neler diyoruz; diyebiliyoruz...
---Bugüne kadar hiçbir hükümet PKK aleyhine propagandayı kürtler üzerinde etkili olmak üzere yapmamıştır. KÜRTLERİN kürtlüklerini savunması korkusuyla görmezden gelinen farklılıklar halk içinde hep varolmuş ve bugün gerilim bu noktaya gelmiştir. Şimdi en çok kürt öldüren kürt APO'yu lider kabul eden kendini bilmezler POLİTİKASIZLIK yüzünden bunca fazladır.
--Buna itirazı olanlar olacaktır ama PKK tarihini ve icraatlarını bilen hiçbir kürt PKK destekçisi olmaz.
--İşler çok daha fazla karışacak gibi... Kangren gibi...
 
Geri
Üst