Bu da 'ABD Balyozu'

ecstasy

Süper Moderatör
Süper Moderatör
Katılım
11 Ara 2007
Mesajlar
4,777
Reaction score
0
Puanları
0
Yaş
48
Konum
Bursa
Bu da 'ABD Balyozu

'2002'de yazılan Balyoz Planı'nın eşini ABD'lilerin 1996'da hazırladığı anlaşıldı

abdbalyozman.jpg


SAIC adlı stratejik değerlendirme kuruluşunun, 28 Şubat’tan önce Erbakan için kaleme aldığı senaryo şöyle:
*2002’de Erbakan darbeyle inecek
*TSK, Kıbrıs ve adalara çıkacak
*Türkiye ile İsrail, Ortadoğu’yu çizecek

ABD’li düşünce kuruluşu ‘Balyoz’u 6 yıl önce görmüş

ABD’li düşünce kuruluşu SAIC’in, 1996’da hazırladığı ilginç senaryoya göre, ‘Balyoz Darbe Planı’nın uygulamaya konulduğu iddia edilen 2002’de asker yönetime el koyuyor

ABD’li Science Applications International Corporation (SAIC) adlı düşünce kuruluşunun, 1996 yılında hazırladığı bir “stratejik değerlendirmede”, 2002 yılında Türk ordusunun darbe yapacağı öngörülüyor. Balyoz Planı’ndan altı yıl, 28 Şubat müdahalesinden ise yaklaşık 1 yıl önce yazılan stratejik değerlendirmeye, göre, Türk ordusu 2002 yılında darbe yaparak, hükümeti görevden uzaklaştırıyor.

ERDOĞAN’I HABER VERİYOR

SAIC, “Genç, pragmatik bir RP belediye başkanı, istikrar ve yozlaşmayı sonlandırma sözüyle bir koalisyon kurar” ifadesiyle, Tayyip Erdoğan’ın başbakan olacağını da öngörüyor. Virginia merkezli SAIC’in, ABD Savunma Bakanlığı için hazırladığı iddia edilen ve geçmişte medyada yer alan değerlendirmede, 1997-2020 yılları için dört senaryo üretil miş:

1. Türkiye ve İran Uzlaşması,
2. Türkiye ve İsrail Orta Doğu’da Yeni Güvenlik Düzeni Kuruyor,
3. Yeniden Dirilen Rusya Türkiye’yi Kontrol Ediyor,
4. Türkiye Kafkas Federasyonu Kuruyor.
Senaryolardaki bazı bölümlerde, “Balyoz” kapsamındaki suçlamaları hatırlatan ifadeler de yer alıyor. İşte o senaryolar:

SENARYO 1

1997-2000: Refah Partisi’nden (RP) genç ve dinamik bir isim Erbakan’ı safdışı eder. RP, 1999 seçimlerini rahat bir çoğunlukla kazanır. 2001-2004: Türkiye’nin yeni RP’li başbakanı kendisini Kürt ayaklanmasını sonlandırmaya adar. Avrupa Birliği Türkiye’nin tam üyeliğini 2001’de reddeder. Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan’la güçlü ticari ve politik ilişkiler kurarak cevap verir.
2011: Bir Türk-İran Federal Devleti’nin, 2025’te nihayetlendirilmek üzere 15 yıllık bir dönemde kurulacağı açıklanır. Avrupa Birliği tükürdüğünü yalar ve önceki insan hakları ihlallerine rağmen Türkiye’ye tam üyelik önerir.

SENARYO 2

2000-2002: Türk ordusu darbe yapar, beceriksiz sivil hükümeti lağveder ve gücü alır almaz Türk F16’ları Kıbrıs’taki füze silolarını vurur, daha fazla Türk askeri Kıbrıs’a ve diğer Yunan adalarına çıkar. Yunanistan, Türkiye’nin Ege’deki yerleşimlerine saldırarak cevap verir.

SENARYO 3

2000: Refah Partisi seçimleri kazanır, oylarını artırır ancak seçim sonuçları askeri baskı altında sözde düzensizlikler bahane edilerek geçersiz sayılır.
2002: AB Türkiye’nin tam üyeliğini demokratik bir hükümeti olmadığı nedeniyle reddeder. Siyasi İslamcılara destek artar.
2003-2008: Komutanlar hükümeti sivil idareye geri vermeyi erteler. Ekonomi sendeler. PKK direnişi daha da ciddileşir.

SENARYO 4

1999: Türkiye’de Erbakan hükümeti İsrail’le ilişkilerin keyfi olarak koparılmasından sonra düşer. Uzun pazarlıklar sonucunda, Erbakan’ın yerine genç, pragmatik bir RP belediye başkanı istikrar ve yozlaşmayı sonlandırma sözüyle bir koalisyon kurar.
 

Ekli dosyalar

  • abdbalyozman.jpg
    abdbalyozman.jpg
    39.5 KB · Görüntüleme: 985
hemde en önce o aşağılık amerikalılar
 
Bunca haberden bunca kaynak tan sonra bilmiyorum hala nasıl bu denle inkar edersiniz ...
Sırf tayyip başta diye ortaya çıkarılan bu gerçekleri çamurlamanın bir anlamı varmı ? ..
Farklı bir siyasetçi bu başarılara imza atmış olsaydı buraya kalıbımı basarım kahraman ilan edilirdi ...
tamam tayibi sevmeyin zaten sizden kimsede böyle bişi beklemiyor ...
Ama karşınızda güneş gibi hakikatler varken arkanızı güneşe verip elinizde mumla benim gerçeğim bu demeyin ... Dünyanın her tarafında müslümanlarla uğraşılmıyormu ? ..
Siz bu vatanın evladı olarak siz bile bu oyunun içine girmişsiniz ve senaristler senaryolarında çok başarılılar
 
Türkiyeyi yöneten Amerika değilmi ne zaman bir asker veya devlet büyü Amerika alehine bir şey söyleyenlerin hepsi öldü :angry
 
Türkiyeyi yöneten Amerika değilmi ne zaman bir asker veya devlet büyü Amerika alehine bir şey söyleyenlerin hepsi öldü :angry

Bkz. Eşref BİTLİS en bilinen örnekle .. pkk yı Bitirecekti yaptırmadılar adama .. Tabi kime ne anlatıyorsunki .. Köre renk anlatmak gibi bişey bunu akepe yandaşlarına anlatmak .. Abd yi Kalkındırma Partisi :001_rolleyes:
 
Bunca haberden bunca kaynak tan sonra bilmiyorum hala nasıl bu denle inkar edersiniz ...
Sırf tayyip başta diye ortaya çıkarılan bu gerçekleri çamurlamanın bir anlamı varmı ? ..
Farklı bir siyasetçi bu başarılara imza atmış olsaydı buraya kalıbımı basarım kahraman ilan edilirdi ...
tamam tayibi sevmeyin zaten sizden kimsede böyle bişi beklemiyor ...
Ama karşınızda güneş gibi hakikatler varken arkanızı güneşe verip elinizde mumla benim gerçeğim bu demeyin ... Dünyanın her tarafında müslümanlarla uğraşılmıyormu ? ..
Siz bu vatanın evladı olarak siz bile bu oyunun içine girmişsiniz ve senaristler senaryolarında çok başarılılar




Kim niçin sevsin bu ülke için yaptıklarından sonramı sizler görmek istediklerinizi görüyorsunuz!!! elbette ülkemiz için iyi bir şeyler yapmıştır ama madalyonun öbür tarafı içler acısı
 
Bunca haberden bunca kaynak tan sonra bilmiyorum hala nasıl bu denle inkar edersiniz ...
Sırf tayyip başta diye ortaya çıkarılan bu gerçekleri çamurlamanın bir anlamı varmı ? ..
Farklı bir siyasetçi bu başarılara imza atmış olsaydı buraya kalıbımı basarım kahraman ilan edilirdi ...
tamam tayibi sevmeyin zaten sizden kimsede böyle bişi beklemiyor ...
Ama karşınızda güneş gibi hakikatler varken arkanızı güneşe verip elinizde mumla benim gerçeğim bu demeyin ... Dünyanın her tarafında müslümanlarla uğraşılmıyormu ? ..
Siz bu vatanın evladı olarak siz bile bu oyunun içine girmişsiniz ve senaristler senaryolarında çok başarılılar

taaayipin AMERİKANIN ADAMI oldugu burada bir kez daha tescillenmiş oldu.demek ki onu çok uzun zaman önce bugün için ayarlamışlar.taaayipin yaptıgı sivil darbe bu işte.esas balyoz bu.bunu da inkar edersenin kendinizi inkar etmiş olursunuz.kendi savundugunuz şey kendi ayagınıza takılıyor farkında değilsiniz.:)))
 
(Açık İstihbarat : 29 Kasım 2004 tarihinde yayınladığımız analizi; 28 Şubat operasyonun anısına, 28 Şubat'ta mazlum ve zalim rolü oynayıp, sonra arka lobilerde kolkola giren kuklalar ve kuklacılarına ithaf ediyoruz. )

------------------------------------------------------------------------------------------------




Üç bölümlük bir serinin parçası olan bu yazının ilk iki bölümü "CIA'den Değişim Soslu Liderler" ve "Türkiye'de Liderler Çifter Çifter Yaratılır" başlıklı yazılardır.

Daha önceki yazılarda; Türkiye'de lider yaratanların, bu liderleri çeşitli safhalardan geçirdikten sonra iktidar koltuğuna oturttuklarını ve her lider adayının bu aşamalardan başarı ile geçemeyeceğini ortaya koymuştuk.

"Kahramanı" yaratmak için her zaman bir "anti-kahramana" ihtiyaç duyulacağını belirten önceki yazılar; Tayyip Erdoğan'ı yaratırken TSK'nın; Kemal Derviş'i yaratırken ekonomik kriz'in; Sarıgül'ü yaratırken de Baykal'dan "anti-kahraman" olarak yararlanıldığını ortaya koymuştu.

Ve bu yolda Cem Boyner ve İsmail Cem gibilerinin neden başarısız olduğunu; lider yaratma sürecinde sahiplerini hangi safhalarda yanılttıklarını...

Gelelim Tayyip Erdoğan ve Sarıgül örneklerine

Tayyip Erdoğan'ın yükselme süreci istihbarat örgütlerinin ders kitaplarında öğretilecek kadar klasik bir vakadır. Bu vakayı bütün ayrıntıları ile incelemek; Türkiye'nin siyasi sahnesinde, yerel dinamiklerle yerelmiş gibi yapan dinamikler arasındaki ayrımı yapabilmemiz açısından önemli.

Gelin "Hac Yolunda Değil Haç Yolunda" Başlıklı bir analimizin başlangıcındaki cümleye odaklanalım :



Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarını, "lider" olarak Türk kamuoyuna sunanların, lider tespit etme, pişirme ve servis etme yöntemlerini bilenler açısından, AKP olgusu gelişi çok önceden bilinen bir dalganın somut tezahüründen başka bir şey değildi.

Bu süreçte; Tayyip Erdoğan'ın bir lider olarak yaratılmasına, refleksleri en ince ayrıntısına kadar deşifre edilmiş ve milli strateji üretme konusunda ciddi yetersizlikler yaşayan TSK da dahil olmak üzere bir çok kurum ve kişi gönüllü ve gönülsüz olarak destek verdi.

Erdoğan'ı dünyadaki her türlü siyaset sahnesinin yapısında olduğu gibi; marjinallere ayrılan bodrum katlarından, baronlara tahsis edilen dubleks çatı katlarına taşıyan dinamik; her siyaset hidroforu gibi hem negatif, hem pozitif basınç ilkesinine göre işledi.

Negatif basınç; yukarı katlarda yaratılan boşluktu :

Ecevit gibi bırakın ülkeyi yönetmek; merdiven çıkmakta bile zorlanan ve "negatif imaj" yaratmak konusunda çok kolay hedef olan bir isimden sonra; Başbakanlık merdivenlerini daha hızlı çıkan, uluslararası toplantılarda dik durmayı becerebilen bir lider bile toplum nezdinde otomatikman artı puan kazanacak şekilde programlanmıştı.

Pozitif basınç ise; Tayyip Erdoğan'ın mazlumlaştırılması ve kitleselleştirilmesi yolunda tabandan uygulanan kuvvetti. Keza kendisinin; "Anadolu" duruşu hakkında ek bir çalışmaya ihtiyacı yoktu.

"Kasımpaşalılık" terimi ile özetlenen bu duruşa; Erdoğan yükseldikçe "siyah gözlüklerle" burjuva bir rötuş yapıldı ve Tayyip Erdoğan oruç yediği Berlusconi'nin masasına bu gözlüklerle oturdu.

Bu noktada; Erdoğan'ın, yatıp kalkıp, kendisine en vurmamaları gereken yerden vurarak büyük yardımı dokunan kurumlara ve bu kurumlar bünyesinde 28 Şubat sürecinin mimarlarına dua etmesi lazım.

Bakın rapordaki diğer tespit ne diyor :



Toplumun bütün hücreleri ile atomize olduğu ve bu dejenerasyon sürecine karşı kitlelerin "iman"a daha duyarlı hale geldiği bir ortamda; bir toplumsal tabanın bir parti tabanına dönüştürülmesi için "İslam" biçilmiş kaftandır.

Bu noktada tek bir sorun vardır : Erbakan'la birlikte sürekli radikal çizgide tutulan ve dolayısı ile toplumsal bir dinamik yaratmak için gerekli estetik ve esneklikten uzak bu kavramın yeniden yoğrulabilir hale gelmesi için bir kırılma noktasına ihtiyaç vardır.

İşte bu nokta 28 Şubat olacaktır.

28 Şubat; Türkiye'de İslam'ı bir radikalizm aracı olmaktan çıkarıp, bir siyaset aracına dönüştüren çok başarılı bir dış operasyondur.

Bu sürecin en büyük iki oyuncusunun Çevik Bir ve Tayyip Erdoğan olması sizi yanıltmasın.

Neticede, birbirinin anti-tezi gibi görülen bu iki şahsiyet aslında aynı güç odağı tarafından birbirlerine karşı sahneye sürülmüşlerdir.

Bir yanda; jön görüntüsü ile bir "asker", diğer tarafta "Anadolu" duruşu ile bir "İslamcı"; aylar boyunca Türk milletinin önünde bir tiyatro sergilemişlerdir ve bu tiyatronun sonucunda Türkiye'de hem siyaset, hem ordu, hem de İslam ayrışma sürecine sokulmuştur.

Bu ülkenin saf insanları; ister "laik", ister "İslamcı" kanatta olsun; inandıkları kurum ve kişilerin ülkeyi kurtardıklarını zannederken, aslında bu kişilerin kurtardıkları tek bir şey vardır : kendileri.


Bu yüzdendir ki;

Tayyip Erdoğan'da Çevik Bir'de; aynı Musevi lobilerinden aynı ödülleri almışlardır...

Ve bu nedenledir ki; bugün Monaco ile Türkiye arasında para transferi nasıl yapılır gibi konuları araştırma gereği duyan emekli paşamız; Maliye Bakanı Unakıtan ve Recep Tayyip Erdoğan ile çok yakın ilişkilere sahiptir.

Seçimler öncesinde; "Tayyip Erdoğan'ın 1 milyar doları varmış" şeklinde demeçler vererek; arka planını çok iyi bildiği Üzeyir Garih-Tayyip Erdoğan ilişkilerine gönderme yapan ve daha sonra Tayyip Erdoğan ile yakınlaşan Koç'u da bu tabloda yerli yerine oturtmak gerekir.

Aslına bakarsanız fazla da araştırılacak bir şey kalmamıştır. Anlayan için tablo ortadadır.

Tayyip Erdoğan işte böyle bir tablo içerisinde; tabanı nezdinde güçlendirilmiştir.

Daha bir kaç yıl öncesine kadar "şeriatçı" imgesi ile özdeşleşen bir ismin; çok kısa bir sürede; İstanbul'un varoşlarından, Davos'un zirvelerine taşınarak; "Türkiye'yi AB'ye taşıyan lider" haline gelmesi; aslında takdir edilmesi gereken bir operasyondur.

Ve o kadar ustaca kurgulanmıştır ki;

Ne zaman ki Tayyip Erdoğan'ın yeteri kadar "İslamcı" olmadığı taban nezdinde sorun yaratsa; ister Atatürk'ün Meclis'teki bir resmi, ister YÖK merkezli hemen bir "laiklik krizi" kurgulanmakta veya "İsrail kınanmakta" ve bu şekilde tabana, "merak etme sizin çocuk sizi satmadı" mesajı iletilmekte...

Ne zaman tavan Erdoğan'ın takiyye yaptığından kuşkulansa; hemen bir "medeniyet" operasyonu ile ya Tayyip yurtdışında Papa önünde AB anayasaları imzalamakta ya da karısı ayakkabısından başörtüsüne Ayşe Arman filtresinden geçirilerek; "burjuvalaştırılmaktadır".

Sonuçta Tayyip Erdoğan; onu sahneye koyanlar açısından karizmasını kiralayan bir liderdir.

İktidara yerleşene kadar; söyleminden, duruşuna kadar İslamcı tabanın sırtına basmış; sırtına bastığı bu taban üzerinde yükseldikten sonra; yabancı odaklar ve yerli işbirlikçi komprador burjuvazi tarafından yukarı çekilmiştir.

Bu nedenledir ki; AKP ve Tayyip Erdoğan; "muhafazakar demokrasi" sıfatı ile aslında kendilerine yük olan "İslam" safrasını atmaya ve kendilerine yeni bir kimlik tanımlamaya bu kadar muhtaçtırlar.

Bu yazının eksenine oturttuğumuz rapordan alıntılarsak :



İslam'ı ve Ordu'yu sıçrama tahtası olarak kullanan mimarların artık ikisine de ihtiyaç yoktur. Bina inşa edilene kadar gerekli olan iskelenin artık demonte edilip bir kenara koyulması zamanı gelmiştir.

Bugün karşınızda gördüğünüz portre işte bu portredir.

Sol gösterip sağ vurma; "İslamcı" gösterip Hristiyanlığa hizmet ettirme; kısacası Hac yoluna gönderirken Haç yoluna sokma bu portre mimarlarının en büyük becerisidir.

Sarıgül'ü izlerken; yeni bir karizmasını kiralayan lider portresi görüyorum...

ve "Kahraman"'ın kuklalaştırılmasına değil de...

Kahraman'ı yaratmak için yıpratılan anti-kahramanın salaklığına yanıyorum.

Ama hiç bir şey değişmiyor..

Bu ülkede Demireller, Erdoğan'lar, Dervişler, Sarıgüller yükseldikçe; bazıları sürekli alçalıyor.
 
Geri
Üst