Genliğe Hitabe'de İnönü gerçeği

Øguz

Altın Üye
Altın Üye
Katılım
20 Ağu 2007
Mesajlar
4,147
Reaction score
0
Puanları
0
İsmet İnönü'nün Bülent Ecevit'e açıkladığı sırrı, Oral Çalışlar kitabında anlattı. İşte Gençliğe Hitabe'deki İnönü gerçeği...

83147169.jpg


İnönü, Ecevit’e Gençliğe Hitabe’yi kendisinin yazdığını söylemiş. Çalışlar kitabında bunu Ecevit’ten dinlediğini anlatıyor...

‘Liderler Hapishanesi’, 12 Eylül’ün hemen ardından tutukevi olarak kullanılan Ankara Merkez Komutanlığı’na bağlı Ordu Dil ve İstihbarat Okulu’nda yaşananları anlatıyor.

Kitap, yaklaşık iki yıl siyasi liderlerle ve milletvekilleriyle burada kalan Oral Çalışlar’ın o zaman günü gününe tuttuğu notlardan oluşuyor. Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş, Doğu Perinçek gibi siyasiler içeride neler yaptı? Ecevit Türkeş’le, Perinçek Erbakan’la nasıl bir diyalog içindeydi, günlük dertleri ve sıkıntıları nelerdi? Kitap bu soruların cevabını verirken, ilginç bilgilerin de su yüzüne çıkmasına vesile oluyor.

Havalandırma sohbetleri

‘Liderler Hapishanesi’nin en dikkat çekici bölümlerinden biri, Oral Çalışlar ve Bülent Ecevit’in havalandırmada yaptıkları sohbet sayesinde ortaya çıkıyor. Ecevit, İnönü ile ilgili anılarını anlatırken, bugüne kadar farklı bilinen bir gerçeği ortaya çıkarıyor; ‘Gençliğe Hitabe’yi aslında İsmet İnönü kaleme almış. Ecevit İsmet İnönü’nün ağzından dinlediğini söyleyerek Oral Çalışlar’a şöyle aktarıyor: “Atatürk hazırladığı büyük nutku, yakın arkadaşı İsmet İnönü’ye okuması ve fikirlerini söylemesi için vermiş. İsmet Paşa uzun konuşmayı okuyup bitirdikten sonra Atatürk’e iade etmiş. Atatürk’ün ‘nasıl buldun’ sorusuna, ‘Paşam çok güzel, ancak, sonunu gençliğe hitap ederek bitirmek sanırım faydalı olur’ cevabını vermiş.

‘Necdet Uğur da biliyordu’

Atatürk de bunun üzerine ‘O zaman sen yaz böyle bir bölüm; bakalım, iyi olursa dediğin gibi yaparız.’ deyince İsmet İnönü ‘Nutuk’un sonundaki ünlü ‘Gençliğe Hitabe’ bölümünü kaleme almış. Kendisi bana bir keresinde böyle anlatmıştı. Aynı anısını Necdet Uğur’a da anlatmış, o da bu olayı biliyormuş.”

Türkeş faşistlere karşı emperyalistleri seçti

27 Nisan 1982’de havalandırmaya çıkan Türkeş, Ecevit ve Çalışlar siyasi gelişmeleri konuşurken, Türkeş araya girerek Ecevit’e Falkland bunalımını sordu: “Biz bu konuda ikiye bölündük, bazı arkadaşlar İngiltere’yi destekliyor, bazıları da Arjantin’i. Mesela ben ve Sadi Bey (Somuncuoğlu) İngiltere’den yanayız. Siz ne düşünüyorsunuz?” Ecevit, “Bilemiyorum bir yanda İngiliz sömürgeci imparatorluğu, öte yanda cuntacı Arjantin fasiştleri, insan tercih yapamıyor” cevabını verince Türkeş şu sözleri söylüyor: “Arjantin yenilsin efendim, böylece başındaki diktatör de gider, belki bu sayede faşizm de yıkılabilir...”

İnönü, Türkeş’i CHP’ye çağırmış

Türkeş, cezaevindeyken Oral Çalışlar’a şunları söylemiş: “... İsmet Paşa bana 27 Mayıs’tan sonra siyasete girmeyi teklif etti. CHP’ye davet etti. Metin Toker, Genel Sek- reter İsmail Rüştü Aksal, Ecevit, Nüvit Yetkin gelip benimle görüşürlerdi. Sonra birden tutumları değişti. Beni çekememeye başladılar. CHP, bir an önce iktidarı bırakıp gitmemiz yönünde tazyik ediyordu. İsmet Paşa’yla başa çıkamadık. Benim iktidarı tek başına ele geçirmeyi düşündüğümü yayıyorlardı. Mucip Ataklı, ‘İsmet Paşa ne derse onu yapalım’ diyordu, dinletemedim. En sonunda Cemal Gürsel Paşa’ya da etki yaptılar... Bir gün Cemal Paşa’ya ‘Paşam beni istemiyorlarsa gideyim’ dedim. Cemal Paşa: ‘O kadar çok söylenti çıkardılar ki, istersen biraz ayrıl...’ dedi. 1960’ta Devlet Planlama Teşkilatı’nın kuruluş kararnamesinin altında benim imzam vardı. İşçi hakları, sosyal güvenlik kurumları bizim çabamızla çıktı. Bize solcu, hatta Marksist bile diyorlardı.”

‘Cemal Gürsel, Kürt ve Alevi’ydi’

Türkeş ve Oral Çalışlar’ın Gürsel ile ilgili konuşmaları da ilginç bilgiler veriyordu. Türkeş şunları anlatmıştı: “Cemal Paşa çok tatlı bir insandır. Kendisini çok severim, o da beni severdi. Aslen Erzurum’un Hınıs kazasından. Kürt ve Alevi’dir. .... ‘Oral bey, Münih’i gördünüz mü, büyük bir birahane vardır. Bizim havlandırma kadar. Eskiden Hitler toplantılarını burada yaparmış. Münih’te dolaşırken Cemal Paşa bu birahaneyi görünce, ‘Hadi içeri girelim’ dedi. Biz, ‘Paşam üniformalısınız garip kaçar’ gibi uyarılar yaptıksa da dinletemedik... İçeri girdi. Arkasından da mecburen biz... Biz de birer bira söyledik. Tabii Almanlar garip garip bize bakıyorlardı. Gelip Cemal beyin yıldızlarını okşuyorlardı. Paşa da onlarla sohbete daldı... Almanların koluna girip dans etti, eğlendi... Çıkarken bize döndü, ‘Ne oldu, telaşlanıp duruyordunuz. Üniformanın bir zararını görmedik, güzelce eğlendik...’


Kaynak
 
Atatürk kösesinde konu mevcut
 
bilgi için tşkler.. inönü yazmış demek gençliğe hitabeyi :) bende istiklal marşını yazmıştım ama m.akif ersoy yayinladiydi :)))))
 
Atatürk'ün "Orhun Anıtları" kitabına düştüğü tarihi not!

Gazeteci Oral Çalışlar’ın, yeniden yayımlanan “Liderler Hapishanesi, 12 Eylül Günlükleri” adlı kitabında “İnönü, Ecevit’e Gençliğe Hitabe’yi kendisinin yazdığını söyledi” diye bir ifade kullandığı bildiriliyor. Çalışlar kitabında bunu Ecevit’ten dinlediğini anlatıyor:
“Atatürk hazırladığı büyük nutku, yakın arkadaşı İsmet İnönü’ye okuması ve fikirlerini söylemesi için vermiş. İsmet Paşa uzun konuşmayı okuyup bitirdikten sonra Atatürk’e iade etmiş. Atatürk’ün ’Nasıl buldun’ sorusuna, ’Paşam çok güzel, ancak, sonunu gençliğe hitap ederek bitirmek sanırım faydalı olur’ cevabını vermiş. Atatürk de bunun üzerine ’O zaman sen yaz böyle bir bölümü; bakalım, iyi olursa dediğin gibi yaparız’ deyince İsmet İnönü Nutuk’un sonundaki ünlü ’Gençliğe Hitabe’ bölümünü kaleme almış.”

* * *

Bu iddiayı İnönü veya Ecevit yaşarken neden yazmamış bilmiyoruz. Fakat Atatürk’ün Büyük Nutuk’un son bölümündeki gençliğe hitabesini nereden ilham alarak yazdığını biliyoruz. Hem de kendi el yazısıyla!
Prof. Dr. Osman Fikri Sertkaya “Atatürk ve Türk Dili” başlıklı bir konferansında aynen şu ifadeleri kullanmıştı:
“Ben Atatürk’ün okuduğu bazı kitapları inceledim. Atatürk, Vilhelm Thomsen’in Inscriptions de l’Orkhon (Orhun Yazıtları) adlı eserini okumuş. Birçok kelimenin altını mavi kalemle, kırmızı kalemle çizmiş, bazı kelimeleri yeniden tercüme etmiş, bazen soru işareti koymuş. Kısacası Atatürk millî pınardan su içmiş, ecdadımız Köl Tigin’in, Bilge Kağan’ın metinlerini orijinalinden okumuş. Atatürk kökümüzü, geçmişimizi bildiği için Batılıların yapmış olduğu yanlış tarih yorumları karşısında Türk Tarih Kurumu’nu kurduruyor.”
Ayrıca Muhittin Nalbantoğlu da Atatürk’ün okuduğu kitapları tek tek incelemiş ve bunlar arasında 1924 yılında Türkçe olarak da basılan Orhun Abideleri kitabının da matbaadan çıkar çıkmaz Atatürk’e hediye edildiğini tespit etmiştir. Nalbantoğlu, Bilge Kağan’ın “Ey Türk budunu” diye başlayıp bütün Türk Milleti’ne hitap ettiği son sayfanın kenarına, Atatürk’ün kendi el yazısıyla, “Büyük nutuk böyle bir ifadeyle hitam bulacaktır” diye not düştüğünü de görmüştür.

* * *

Bu iki gözlemden ve Atatürk’ün kendi el yazısından anlaşılan şudur; Atatürk, Bilge Kağan’ın topyekûn Türk Milleti’ne hitap etmesinden etkilenmiş ve büyük nutkunu sona erdirirken böyle bir hitapta bulunmaya karar vermiştir.
“Ey Türk Budunu” ile “Ey Türk Gençliği” arasında özde hiçbir fark yoktur. Atatürk’e göre, Türk istikbalinin evladı, muhtaç olduğu kudreti, damarlarındaki “asil kan” da bulacaktır. “Ne mutlu Türk’üm diyene” ifadesinde de, “Bunca yerlere Türk adını, Türk şanını alıştırdım” politikası saklıdır...
“Bir Türk dünyaya bedeldir” ifadesinde, “Türk beğleri, millet işitin! Üstte gök çökmedikçe altta yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir? Ey Türk Milleti! Öykün (düşün) ve kendine dön” ifadesi vardır...
Atatürk, yeni Türk devletini kurarken de esas olarak Türk’ün kendi kaynağından, Bilge Kağan modelinden faydalanmıştır.
Zaten o “Asıl temeli kendi içimizden çıkarmak zorundayız” diyordu.

* * *


İnönü elbette tarihimize damgasını vuran çok önemli bir tarihi kişiliktir. Ancak başında Atatürk olmayınca, Rusya tehdidine karşı Türkiye’nin bağımsızlığını zayıflatan bir yola girmekten başka bir çare bulamamıştır.
İnönü, Alman etkisiyle Turancılık yapmış, Almanya savaşı kaybedince, dış politika çökmüş, Türkiye Yalta’daki paylaşım anlaşmasında Amerikan kontrolüne terk edilmişti. Daha DP iktidara gelmeden, Amerikalılar gelmiş, Meclis’in bahçesine bitişik bir binaya yerleşmişti!
Türk istikbâlinin evladına bunu mu örnek
gösterecekti?

Arslan Bulut
 
Geri
Üst